top of page

KARIN DOYURMANIN ÖTESİNDE: YEME VE DAHA FAZLASI

Güncelleme tarihi: 16 Eki 2022

Yemekle ilişki kurma biçimimiz, insanlarla olan ilişki kurma biçimlerimize benzer özellikler taşır. Yemek ile karnımızı doyururuz, peki daha fazlası? Kendimizi nasıl gördüğümüz veya görmek istediğimiz, yemeğimize bakışımızı da etkiler mi? Yazı boyunca yemenin; kapsayıcılığını, alt boyutlarını ve ilişki kurma sürecimize yansımasını anlatmaya çalışacağım.


Yeme ve beslenme konuları gündeme geldiğinde biz psikologlar için öncelikle mesleki deformasyon olarak konunun bozukluk kısmı akla gelir. Oysa yeme ve beslenme dediğimizde konunun önemli bir kısmını sağlıklı olan süreç oluşturmaktadır. Konunun iyi bir şekilde anlaşılabilmesi için üç kavram üzerinde durmaya çalışacağım. Günlük hayat içerisinde kullandığımız “karın doyurmak” kavramı, yeme sürecinde kişilerin açlık hislerini ortadan kaldırmak yani doymak amacıyla gerçekleştirdiği süreci ifade etmek için kullanılır. Beslenme kavramı ise doymak ve açlık hissini ortadan kaldırmanın yanı sıra bu işlemi nitelikli bir şekilde yani vücut için gerekli ögelerin alınması şekliyle yürütülmesidir. Üçüncü kavramımız ise “yemek yemek”tir. Yemek yemek ise, yeme sürecinin sosyal ve duygusal kısmını da kapsayacak şekilde düşünmemize yol açacak kapsayıcı bir kavramdır. Yeme ve beslenmeyi anlamak için bu üç kavram ve işaret ettiklerini iyi anlamak gerekir.


Yemek ile ilk tanışmamız, doğum sonrası döneme denk gelmektedir. Bebek için doğum, bildik ve tanıdık anne karnından; bilmediği, tanımadığı ve uyaran bombardımanının fazla olduğu dış dünyaya geliştir. Bebek için doğum ile birlikte, nefes alma ve beslenme gibi birçok konuda fizyolojik değişim meydana gelir. Anne karnında plasenta aracılığıyla beslenen bebek, doğum ile anne sütüyle tanışır. Bebek; anne karnı içerisinde annesinin iç ortam sıcaklığı, başta kalp olmak üzere iç organların ritmik salınımları ile bir uyum ve denge içerisindedir. Oysa dış dünya, bu şartların yeniden tesis edilmesinin gerektiği bir ortamdır. Bu noktada yeme, birden çok anlama gelir. Hayata tutunmamızda temel bakım veren ile ilişkimizin kritik bir önemi vardır. Emzirme yani beslenme süreci de temel bakımveren ile ilişki kurmada önemli bir araçtır. Temel bakımverenle ve beslenme süreciyle kuracağımız ilk ilişkiler, gelecekteki beslenme ve ilişki kurma süreçlerimizi de etkiler. Bebeğin beslenmesi, öncelikle bir karın doyurma meselesidir. Açlık hissi ortadan kalkmadan bebeğin sakinleşmesi ve rahatlaması mümkün olmayacaktır. Bebeğin emzirilmesi bir noktada da “beslenme”dir. Çünkü anne sütü ile bebeğin ihtiyacı olan vitaminler ve minareller sağlanır. Ama gelecek yaşantımız için önemli bir nokta da emzirmenin bir “yemek yeme” olmasıdır. Yani emzirilen bebek, emzirme işlemi ile temel bakımveren ile bağ kurar. Dış dünya bilindik ve tanıdık bir ortama dönüşür. Uyaran bombardımanı, baş edilebilir bir hale gelmiş olur. Böylece yemenin sosyal ve duygusal kısmı da tamamlanmış olur. Tüm yeme süreçlerinde de yemenin; açlık hissini ortadan kaldırma, vücut için gerekli besleyici ögeleri alma ve duygusal-sosyal boyutunu göz önünde bulundurmak lazım.


Yemek dendiğinde akla gelen bir diğer başlık yemenin bir “tanımlayıcı simge” olması özelliğidir. Sözgelimi dinlerin yeme yasakları ve oruç süreçleri örnek verilebilir. Yemek özü itibariyle bir ihtiyaç ama mahiyeti itibariyle daha fazlasıdır. Dinler ve öğretiler yemeği kontrol ederek insanın kendisini ve konumlanmasını kontrol etmek ister. Bu noktadan yemeklerin kendimizi ve kendimizi nasıl konumlandırdığımızı gösteren bir tarafı olduğunu anlayabiliriz. Yukarıda bahsettiğimiz ihtiyaçlara işaret eden yemek; kendimizi nasıl konumlandırmak istediğimize göre de şekillenir. Özne konumunda olan insan, nesnesi olan yemeği dönüştürme gücüne sahiptir. Gücü ile nasıl dönüştürdüğü aslında kendini nasıl konumlandırdığı ve nasıl konumlandırmak istediğine işaret eder. Bir yandan da nasıl olmamak istediğine… Beslenme ve yeme bozuklukları da buradan doğar. Başta fiziksel olmak üzere birçok ihtiyaca sahip olan insan; ihtiyaçlarını nasıl karşıladığına göre kendisine verdiği ve vermek istediği anlamı açığa çıkarmış olur. Söz gelimi sadece karın doyuran bir kişide; yeme ve beslenmenin diğer iki boyutu eksik kalıyor demektir. Ve unutmamak gerekir ki yemek ile kurduğumuz ilişki diğer tüm ilişki kurmalarımıza benzer bir sürece sahiptir. Sadece karın doyurmak için yemek yiyen bir kişinin, insanlar ile ilişkilerinin niteliği nasıl olabilir ya da nitelikli iletişime önem veren bir kimse, kaç öğün sadece karın doyurmak için yemek yer? Dikkat etmemiz gereken diğer bir nokta ise yemekte ya da günlük yaşantımızda sosyal-duygusal doyum sürecinde yaşayacağımız bir eksikliğin diğerini etkileyeceğidir. Duygusal ve sosyal doyum ilişkilerde etkilendiğinde, yeme sürecimiz de etkilenebilir; yeme sürecimiz duygusal ve sosyal olarak doyum sağlamıyorsa da günlük hayatta ilişkilerimiz doyum sağlamıyor olabilir. Duygusal ve sosyal doyum özetle; kendimizi nasıl gördüğümüz, nasıl görmek istediğimiz ve nasıl görmek istemediğimizle ilgili bir konudur.

99 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

RÜYALAR VE BİLİNÇALTI

Rüyayı çok derin bir değerlendirme aracı olarak düşünebiliriz. Sadece psikoterapide değil, insan rüyalarını kendi değerlendirdiğinde de oradaki benzerlikleri ve temayı fark edebilir;kendi zihninde nel

Comments


bottom of page